
''Tüm zamanların en iyisiydi bu... en kötüsü de! Bilgeliğin çağıydı. Aptallığın çağıydı. İnançların dönemiydi. İnançsızlığın da. Mevsim aydınlığın mevsimiydi. Mevsim karanlığın mevsimiydi.Umudun baharını umutsuzluğun kışını yaşıyordu. Her şey geliceğindi, Gelecek hiçlikti.''
Martılar özgürdü , martılar güzeldi, martılar ; leş yerdi. Görünenle , gerçek aynı değildi. Kalabalıklar dolup taşardı şehirlerden, her gelen kendi hikayesini kazırdı şehre, farkedilmez yitip giderdi zavallılar, unutulurlar isimsiz olurlardı bu şehirde.
Çocuklar vardı... kayıp çocuklar! sanki biraz incitilmiş, yeterince sevilememiş çocuklar. sokaklar onlarındı. sokağın dilini konuşan çocuklar yüreklerindeki öfkeyle beslendiler...
Zaman yanılgıları büyütürdü, sarmalar ve saklardı gerçeğin keskin hatlarını.geriye gizemin sisleriyle makyajlanmış bir ilizyon kalırdı. En çok akıllı geçinen salaklar düşerdi bu yanılgı tuzağına...
Salaklar iflah olmazlar, aynı hatayı tekrar tekrar yaparlar da yorulmazlar, salaklar adam olmazlardı. Adet aşkı vurmaktı bu zamanda. Salaklar vurulurlardı.
Bu şehrin garajında, limanında, garında söylenmemiş sözler, yarım kalmış vedalar uçuşurdu. duvarların dili yoktu. Anlatılacak olan her şey bu emanet bedenlerle yok olup gitmişti.
Çılgın insanlar vardı. giden sevgilinin ardından mecnun olanlar. Vazgeçenler!
Billuriyecilerin aynalarından salınarak geçen hanımlar vardı. Saten eteklerini savurup da kokularını ardında bırakıp geçen hanımlar...
Unutulmayanlar vardı, İz bırakanlar. yalan sevişmelerde yalancı prens olanlar vardı.
Uzun uykuların zamanıydı. Uyuyup uyanmamak isteyenlerle dolu bir sürü insanın, birbirinin gözlerine bakamadığı , ümitlerin buz tuttuğu yalan vakitler.yalnızlığı üzerine giymiş biçareler...
Lodosu vururdu adamı bu kentin. Hazinelerini arayan açgözlüleri savurur, içlerinden bir kişiye sabrı öğretirdi.
Kendi menkıbesini arayanları yollarından şaşırtır. Tuhaf tesadüflerle zavallıların akıllarını karıştırdı.
Sararmış bir fotoğrafta gezinen gözlere cevap vermeyen. dahası sual soramayan bir şehir; Mahçup mu ? Üzgün mü? yoksa Pişman mıydı ? Karanlık dediğim o şehre dönüncemi aydınlanacaktı hayat.Nasıl bir ironiki bu İstanbula döner dönmez takıldım o yeşil gözlerdeki ısığa...
Karanlıklar sarmışken işte içimi, dışımı ,her yanımı, titrek bir mum ışığıyla geldi o gülümseme rüyama, şarkıma ,şiirime. Sedeften çivili bir pencere yaptım kendime, maziyi artık oradan izliyorum. Şimdi bir salkım gölgesinde sallanıyorum.Mevsim yaz. Yazın ortasında ebruli bir yağmur temizlemekte, yıkayıp geçmekte karanlıklarımı :))
Yanar sessizlik koynumda bu gece, inadım tuttu konuşmuyorum yine. Anlatmaktan korkarım, bir çölün ortasında melteme uyanmaktan korkarım. yok oluştan daha kötü rüyada olmak, kendime yalan söylemekten, alışmaktan korkarım.Nazardan korkarım...

