17 Temmuz 2009 Cuma


''Tüm zamanların en iyisiydi bu... en kötüsü de! Bilgeliğin çağıydı. Aptallığın çağıydı. İnançların dönemiydi. İnançsızlığın da. Mevsim aydınlığın mevsimiydi. Mevsim karanlığın mevsimiydi.Umudun baharını umutsuzluğun kışını yaşıyordu. Her şey geliceğindi, Gelecek hiçlikti.''

Martılar özgürdü , martılar güzeldi, martılar ; leş yerdi. Görünenle , gerçek aynı değildi. Kalabalıklar dolup taşardı şehirlerden, her gelen kendi hikayesini kazırdı şehre, farkedilmez yitip giderdi zavallılar, unutulurlar isimsiz olurlardı bu şehirde.

Çocuklar vardı... kayıp çocuklar! sanki biraz incitilmiş, yeterince sevilememiş çocuklar. sokaklar onlarındı. sokağın dilini konuşan çocuklar yüreklerindeki öfkeyle beslendiler...

Zaman yanılgıları büyütürdü, sarmalar ve saklardı gerçeğin keskin hatlarını.geriye gizemin sisleriyle makyajlanmış bir ilizyon kalırdı. En çok akıllı geçinen salaklar düşerdi bu yanılgı tuzağına...

Salaklar iflah olmazlar, aynı hatayı tekrar tekrar yaparlar da yorulmazlar, salaklar adam olmazlardı. Adet aşkı vurmaktı bu zamanda. Salaklar vurulurlardı.

Bu şehrin garajında, limanında, garında söylenmemiş sözler, yarım kalmış vedalar uçuşurdu. duvarların dili yoktu. Anlatılacak olan her şey bu emanet bedenlerle yok olup gitmişti.

Çılgın insanlar vardı. giden sevgilinin ardından mecnun olanlar. Vazgeçenler!

Billuriyecilerin aynalarından salınarak geçen hanımlar vardı. Saten eteklerini savurup da kokularını ardında bırakıp geçen hanımlar...

Unutulmayanlar vardı, İz bırakanlar. yalan sevişmelerde yalancı prens olanlar vardı.

Uzun uykuların zamanıydı. Uyuyup uyanmamak isteyenlerle dolu bir sürü insanın, birbirinin gözlerine bakamadığı , ümitlerin buz tuttuğu yalan vakitler.yalnızlığı üzerine giymiş biçareler...

Lodosu vururdu adamı bu kentin. Hazinelerini arayan açgözlüleri savurur, içlerinden bir kişiye sabrı öğretirdi.

Kendi menkıbesini arayanları yollarından şaşırtır. Tuhaf tesadüflerle zavallıların akıllarını karıştırdı.

Sararmış bir fotoğrafta gezinen gözlere cevap vermeyen. dahası sual soramayan bir şehir; Mahçup mu ? Üzgün mü? yoksa Pişman mıydı ? Karanlık dediğim o şehre dönüncemi aydınlanacaktı hayat.Nasıl bir ironiki bu İstanbula döner dönmez takıldım o yeşil gözlerdeki ısığa...

Karanlıklar sarmışken işte içimi, dışımı ,her yanımı, titrek bir mum ışığıyla geldi o gülümseme rüyama, şarkıma ,şiirime. Sedeften çivili bir pencere yaptım kendime, maziyi artık oradan izliyorum. Şimdi bir salkım gölgesinde sallanıyorum.Mevsim yaz. Yazın ortasında ebruli bir yağmur temizlemekte, yıkayıp geçmekte karanlıklarımı :))



Yanar sessizlik koynumda bu gece, inadım tuttu konuşmuyorum yine. Anlatmaktan korkarım, bir çölün ortasında melteme uyanmaktan korkarım. yok oluştan daha kötü rüyada olmak, kendime yalan söylemekten, alışmaktan korkarım.Nazardan korkarım...

8 Temmuz 2009 Çarşamba


yine dolmuşum, taşmışım sığamıyorum kabıma
yine huzursuz bir bekleyişin esiri oldum, çırpınmak boşuna
garip diyorlar halime eş dost, izahı yok tavrımın
büyüdün artık çocuk, büydün çok geç ...besleme öfkeni affet diyorum kendime
trenlerin çığlıklarıyla görünmeyen uğurlayıcılarıma el sallıyorum, uzaklaşıyorum gittikçe, büyüdükçe...
tüm anılarımı bir kerede soluyorum, yok! bu sefer bencilliğimden değil, hakiki bir korkudan
unutmaktan korkuyorum, yüreğime söz geçirememekten.
yaşlanırken düşünecek çok şeyin olur ya, kendi kendine geçirdiğin anlar uzar ya..
hafızamın dolambaçlı sokaklarında gezinirken hıdırellezi bekleyen çocukluğumla karşılaştım; sokak ortasında yanan ateşe özlemle ve korkuyla bakan o küçük...
batılla henüz tanışmamış dualarla çaputunu ağaca bağlayan o saf...
bacaklarının titreyişi henüz yüreğinin atışını geçmemiş, hiç aşık olduğunu bilmemiş , dahası hiç umutlarının yıkılışını seyretmemiş bir çocuk .
muzip gülümseyişinde yalnızca basit sualler olan, kafası karışmamış bir DD.
zaman en iyi dostum değildi hiç bir zaman ve ben hiç bu kadar güçlü , bu kadar ulaşılmaz ve bu kadar biçare hissetmemiştim kendimi... gücüm gerçek denen o kaprisli hanımın perdelerini aralamaktan kaynaklı.
kalbim savaş yeri, kabusumu gördüm tekrar, soluğum kesildi, boğazım kurudu.
Hiç bir yere hiç kimseye ait değilim ben , hiçlik sarmış dört yanımı küsmüşüm yeni yaşıma , küsmüşüm masumluğuma çocuk .
Camdan gülümsemem kırılmış, yorulmuş dimağım. düşünmekten istifamı verdim sanırken müebbetmiş mesaim . kimsesisce gönderdiğim mektuplarım; adresleri hiç yazılmayan zarflarda mühürlü, onlar kayıp ben kayıp...
biri çıkıp anlatsın mı şu hikayemi? hani herkesin hayatı, yazsa roman olur ya benim ki de o hesap :)
gidiyorum eski dostlara, sevilenlere, sevenlere haber vermeden. Belki ağlayacağım, acı çektiğim doğru, ümitlerim de bu beden gibi yaşlandı . Yalanlarım kaldı bir tek, cesaretim yok özürlerimi iletmeye .
Kaçmanın cazibesine kapılmış bir mücrimim ben. Af dilemek , hatalarımla yüzleşmek en büyük korkum. Sonsuz endişelerimden arınamayan ben, yüksek sesle savunmaya sığınmışım. esmişim geçmişim, ardımda yıkık dökük viraneler bırakarak. Geçici zaferlerin gölgesinden kurtulmuş ,gözleri birden açılmış iflah olmaz bir yalancıyım ben. Kim bekler kim çeker hala? En çok sevilmemekten korkmuş hırçınlaşmışım.
beklemiyorum yeni yaşımı. Ne kutluyorum ne kaçıyorum, bilakis üstüne dolu dizgin koşuyorum geçmişin günahını çıkararak.
Öyle kocaman sözlerden uzağım şimdi; yeni başlangıçlar dilemek için çok geç ve çok erken, ama kendime yeni bir ben lazım şüpesiz.
Korkudan şarkılar mırıldanan çocuğu büyüttüm bir kış masalından çıkartıp sıcak bir yaz gününün ateşiyle sardım kendimi . Bu yılı zarar görmeden ve zarar vermeden geçirmek dileğiyle...
Bütün kurbanlarım; Akhilleus 'un korktuğu gibi korkuyorum sizden... Hepinizin yanında yürüyorum affetmenizi istemiyorum ve sıranın bana gelmesini bekliyorum...