9 Mayıs 2010 Pazar


  Uzun çok uzun bir aradan sonra aklıma geldi yazmak, ya da hep aklımdaydı da yazacak bir şey bulamadım, yaşamadığımdan değil de yaşadıklarımı taşıyamadığımdan olsa gerek.
  Ne yapmışım, ne demişim önceden diye şöyle bir gözgezdirdim , şaştım kaldım '' Vay Anasını Sayın Seyirciler '' dedim valla. Ben mi yazmışım bunları yaa diye bi şaşırdım. Yalnız yazın değeri olarak iyi oldukları için değil tabiki bölesine hissettiğim için şaşırdım. Bende bunalımdayken içimdeki karanlığı döküp saçanlardanım, hiç şüphesiz. Mutluyken Ay ne kadar mutluyum  bak bak çatlada patla demek bana göre değil   =))
   Yani mutluluğumun dile gelmesi gereksizz gibi geliyor. Mutluyken zaten gülerim , mutluyken zaten güzelim anlarım zaten mutlu olduğumu ve anlatırım zaten gözümdeki ışığı paylaşarak başkasıyla. Neyse, velhasıl kelam . Aldım yine Özdemir abimi yanıma başladım sohbet etmeye. Vallahi soruyorum bu şiiri benim için mi yazdın diye...
   Sunum var, ödev var, hayatta yapılan hatalar var. Bir de duran, öylece duran, akmaktan yorulmuş biraz ara vermiş bir ben varım. Kendimi Anna Karanina ya benzettim yazılarımı okuyunca içime hırs, acı , ihtiras ve umut kaçmış sanki. şimdi geçtim aynanın karşısına , sordum ne kaldı diye cevap keskin ve hemen geldi : HİÇ
korktum kendimden . dedim nedir bu hal tavır. bu gözüpeklik bu hatadan korkmama durumu.  ''Ya hep ya hiç ''  felsefesi de nereden geldi baş köşeye kuruldu şimdi...
   Sonra o bilmiş şair geldi, o insanı deli eden her şeyi ben bilirim , ben gördüm , ben geçirdimci duruşuyla, o muhteşem tınılı sesiyle'' Bahardandır Evlaattttt Bahardan'' dedi.
   Al İşte şimdi ölür müsün öldürür müsün durumları yanii...Nedir bu şair amacaların Ezel'deki '' Dayı''ya öykünmeleri. Tamam Bahar geldi Şenlik zamanı ülkede dert sıkıntı yok gibi bir rehavet herkese hakim de. Hataların üzerine dolu dizgin koşmak, bana ne bana ne diee nanik yapmak yakışıo mu hiç bana. pişman olmamam da baharın suçu mu canım şimdi . Hadi oradan dedim aynadaki aksime ve su şair amacaya . Kulak arkası yaptım döndüm Özdemir abime yine keyifli bol dinleeceli, eğlenmeceli, hojjj söylemecelerin birbirine karıştığı sohbetler kadar hoş, geniş aydınlık mekanlarda  geçirilen bir günün ortasında yazıorum bu satırları. Evet evet arkadaşlarım çıldırdığıma ama bu sefer gerçekten çıkdırdığıma kanaat getirdiler. =)) onların arasında bu yazıyı yazmaya çalışarak teşekkürlerimi sunuyorum bir nevi daha ne istiyorlar bilmiyorum :)Şimdi de ben Don Kişot su karşımdaki zavallı insançıklar Sanço ya döndüler. Canım arkadaşlarım benim.
   Hadi bakalım bu gün çok güzel bir şey oldu devamı gelirse süper olacak ben de tipik bir kız gibi  Ayyyyy Çok Heyecanlıyım demek İstiyorum İçimde kelebekler... son günlerde yaptığım şuursuz davranışların temizliği içün bu günkü güzel olayı düşüncelerimin merkezine alıyorum.Ne demişti bana:'' biraz lütufkar, biraz aksi, biraz serseri , fazlacana şeker, herkes bir şeyken sen nasıl olupta her şeysin''  demişti. =) hadi bakalım burdan yak ama, lakin ,fakat, ama ama ben ben  şeklinde şaşkolozlara döndüm yahuuu bir iltifatı bile kabul edemedim usulünce. Baya bi geçmişim kendimden ama neden?  Bahardandır Bahardan ....   =]

8 Eylül 2009 Salı

AYNA!
bu gün bi kız baktı bana; siyah saçlı, badem gözlü...
sıradan bir kızdı. bir yerden tanır gibi oldum, çıkaramadım
seslendim kıza. duymadı
lekeli yüzündeki çarpık gülümsemeyle dondu karşımda...
vurdum camlara, titremedi ifadesi
yalnızdı.
ama maskeliydi tek başınayken bile...
çizgileri derinleşti, yerleşti o yalancı ifade yüzüne
bağırdım ! duymadı.
sadece gözleri bir an için gördü beni...
sonra ben gördüm kendimi, o hırpalanmış suratın yabancı gözlerinde...
bir hikayenin, belkide bir anının aksiydim sadece
isyankar soluklarda filizlenmiş...
hangimiz hakikat bilemedim.
hangimiz hapsolmuş çözemedim...

17 Temmuz 2009 Cuma


''Tüm zamanların en iyisiydi bu... en kötüsü de! Bilgeliğin çağıydı. Aptallığın çağıydı. İnançların dönemiydi. İnançsızlığın da. Mevsim aydınlığın mevsimiydi. Mevsim karanlığın mevsimiydi.Umudun baharını umutsuzluğun kışını yaşıyordu. Her şey geliceğindi, Gelecek hiçlikti.''

Martılar özgürdü , martılar güzeldi, martılar ; leş yerdi. Görünenle , gerçek aynı değildi. Kalabalıklar dolup taşardı şehirlerden, her gelen kendi hikayesini kazırdı şehre, farkedilmez yitip giderdi zavallılar, unutulurlar isimsiz olurlardı bu şehirde.

Çocuklar vardı... kayıp çocuklar! sanki biraz incitilmiş, yeterince sevilememiş çocuklar. sokaklar onlarındı. sokağın dilini konuşan çocuklar yüreklerindeki öfkeyle beslendiler...

Zaman yanılgıları büyütürdü, sarmalar ve saklardı gerçeğin keskin hatlarını.geriye gizemin sisleriyle makyajlanmış bir ilizyon kalırdı. En çok akıllı geçinen salaklar düşerdi bu yanılgı tuzağına...

Salaklar iflah olmazlar, aynı hatayı tekrar tekrar yaparlar da yorulmazlar, salaklar adam olmazlardı. Adet aşkı vurmaktı bu zamanda. Salaklar vurulurlardı.

Bu şehrin garajında, limanında, garında söylenmemiş sözler, yarım kalmış vedalar uçuşurdu. duvarların dili yoktu. Anlatılacak olan her şey bu emanet bedenlerle yok olup gitmişti.

Çılgın insanlar vardı. giden sevgilinin ardından mecnun olanlar. Vazgeçenler!

Billuriyecilerin aynalarından salınarak geçen hanımlar vardı. Saten eteklerini savurup da kokularını ardında bırakıp geçen hanımlar...

Unutulmayanlar vardı, İz bırakanlar. yalan sevişmelerde yalancı prens olanlar vardı.

Uzun uykuların zamanıydı. Uyuyup uyanmamak isteyenlerle dolu bir sürü insanın, birbirinin gözlerine bakamadığı , ümitlerin buz tuttuğu yalan vakitler.yalnızlığı üzerine giymiş biçareler...

Lodosu vururdu adamı bu kentin. Hazinelerini arayan açgözlüleri savurur, içlerinden bir kişiye sabrı öğretirdi.

Kendi menkıbesini arayanları yollarından şaşırtır. Tuhaf tesadüflerle zavallıların akıllarını karıştırdı.

Sararmış bir fotoğrafta gezinen gözlere cevap vermeyen. dahası sual soramayan bir şehir; Mahçup mu ? Üzgün mü? yoksa Pişman mıydı ? Karanlık dediğim o şehre dönüncemi aydınlanacaktı hayat.Nasıl bir ironiki bu İstanbula döner dönmez takıldım o yeşil gözlerdeki ısığa...

Karanlıklar sarmışken işte içimi, dışımı ,her yanımı, titrek bir mum ışığıyla geldi o gülümseme rüyama, şarkıma ,şiirime. Sedeften çivili bir pencere yaptım kendime, maziyi artık oradan izliyorum. Şimdi bir salkım gölgesinde sallanıyorum.Mevsim yaz. Yazın ortasında ebruli bir yağmur temizlemekte, yıkayıp geçmekte karanlıklarımı :))



Yanar sessizlik koynumda bu gece, inadım tuttu konuşmuyorum yine. Anlatmaktan korkarım, bir çölün ortasında melteme uyanmaktan korkarım. yok oluştan daha kötü rüyada olmak, kendime yalan söylemekten, alışmaktan korkarım.Nazardan korkarım...

8 Temmuz 2009 Çarşamba


yine dolmuşum, taşmışım sığamıyorum kabıma
yine huzursuz bir bekleyişin esiri oldum, çırpınmak boşuna
garip diyorlar halime eş dost, izahı yok tavrımın
büyüdün artık çocuk, büydün çok geç ...besleme öfkeni affet diyorum kendime
trenlerin çığlıklarıyla görünmeyen uğurlayıcılarıma el sallıyorum, uzaklaşıyorum gittikçe, büyüdükçe...
tüm anılarımı bir kerede soluyorum, yok! bu sefer bencilliğimden değil, hakiki bir korkudan
unutmaktan korkuyorum, yüreğime söz geçirememekten.
yaşlanırken düşünecek çok şeyin olur ya, kendi kendine geçirdiğin anlar uzar ya..
hafızamın dolambaçlı sokaklarında gezinirken hıdırellezi bekleyen çocukluğumla karşılaştım; sokak ortasında yanan ateşe özlemle ve korkuyla bakan o küçük...
batılla henüz tanışmamış dualarla çaputunu ağaca bağlayan o saf...
bacaklarının titreyişi henüz yüreğinin atışını geçmemiş, hiç aşık olduğunu bilmemiş , dahası hiç umutlarının yıkılışını seyretmemiş bir çocuk .
muzip gülümseyişinde yalnızca basit sualler olan, kafası karışmamış bir DD.
zaman en iyi dostum değildi hiç bir zaman ve ben hiç bu kadar güçlü , bu kadar ulaşılmaz ve bu kadar biçare hissetmemiştim kendimi... gücüm gerçek denen o kaprisli hanımın perdelerini aralamaktan kaynaklı.
kalbim savaş yeri, kabusumu gördüm tekrar, soluğum kesildi, boğazım kurudu.
Hiç bir yere hiç kimseye ait değilim ben , hiçlik sarmış dört yanımı küsmüşüm yeni yaşıma , küsmüşüm masumluğuma çocuk .
Camdan gülümsemem kırılmış, yorulmuş dimağım. düşünmekten istifamı verdim sanırken müebbetmiş mesaim . kimsesisce gönderdiğim mektuplarım; adresleri hiç yazılmayan zarflarda mühürlü, onlar kayıp ben kayıp...
biri çıkıp anlatsın mı şu hikayemi? hani herkesin hayatı, yazsa roman olur ya benim ki de o hesap :)
gidiyorum eski dostlara, sevilenlere, sevenlere haber vermeden. Belki ağlayacağım, acı çektiğim doğru, ümitlerim de bu beden gibi yaşlandı . Yalanlarım kaldı bir tek, cesaretim yok özürlerimi iletmeye .
Kaçmanın cazibesine kapılmış bir mücrimim ben. Af dilemek , hatalarımla yüzleşmek en büyük korkum. Sonsuz endişelerimden arınamayan ben, yüksek sesle savunmaya sığınmışım. esmişim geçmişim, ardımda yıkık dökük viraneler bırakarak. Geçici zaferlerin gölgesinden kurtulmuş ,gözleri birden açılmış iflah olmaz bir yalancıyım ben. Kim bekler kim çeker hala? En çok sevilmemekten korkmuş hırçınlaşmışım.
beklemiyorum yeni yaşımı. Ne kutluyorum ne kaçıyorum, bilakis üstüne dolu dizgin koşuyorum geçmişin günahını çıkararak.
Öyle kocaman sözlerden uzağım şimdi; yeni başlangıçlar dilemek için çok geç ve çok erken, ama kendime yeni bir ben lazım şüpesiz.
Korkudan şarkılar mırıldanan çocuğu büyüttüm bir kış masalından çıkartıp sıcak bir yaz gününün ateşiyle sardım kendimi . Bu yılı zarar görmeden ve zarar vermeden geçirmek dileğiyle...
Bütün kurbanlarım; Akhilleus 'un korktuğu gibi korkuyorum sizden... Hepinizin yanında yürüyorum affetmenizi istemiyorum ve sıranın bana gelmesini bekliyorum...

28 Haziran 2009 Pazar


Çılgın gibi süren finaller, büte kalacakmıyım diye duyulan endişeler, isyanlar, geçici rahatlamalardan sonra sonunda evime geldim. Ama nasıl geldim; büte kaldım mı kalmadım mı? öğrenmek için bekleyemedim bile öyle bunalmıştım ki basıp geldim işte evime...

Annem en sevdiğim yemekleri hazır etmiş, babam yaptığım sorumsuzluğa laf etmeyecek kadar özlemiş beni uzun ve uykusuz bir yolculuktan sonra bile hala zinde olmamı yaşadığım sevince bağlıyorum. Eee tabi uzun zamndır da yazamadım haliyle, pc başına oturup oturup kalktım. zihnimi toparlayamaz olmuştum, cümleler ardı ardına gelemez olmuşlardı.

Ev, Hatıralar gittikçe yabancılaştığım bu yer benim için hala cazibesini koruyor bütün o tek başına yaşamaya çalışma çabaları yüzünden yorgun düşmüştüm.

evdeyim ama ev bıraktığım gibi değil, denizi aynı bulmadım rüzgar bir yabancı geldi, kendini hiç bir yere hissedemeyen kimsesizler gibi bir his kapladı içimi garip olansa kendimi böyle bir boşlukta bulmam hoşuma gidiyor. Düşünmeye fırsat bulamamacasına doldurmuştum hayatımı; her han her saniye , gözlerimi kapattığımda sadece koca bir karanlık olsun istemiştim oldu. şimdi her şey bana uzak. Kendi hayatımı yoldan geçen bir yabancı gibi sorgusuz sualsiz seyretmenin keyfini yaşıyorum.

tanıdık bir şarkı aradım, bulamadım. Uzaktayken delicesine özlemini çektiğim şeylerin artık olmaması hüzünlendirirdi beni. Peki ya şimdi nedir düşüncelerimi değiştiren? Alışmam mı?


yazın bu güzel günü fazla melankoli bana yakışmaz diyorum ve hatıraları eski fotoğraflara sıkıştırıp vefasız dostlara eyvallah diyorum. sabah canım ailem beni mükellef bir kahvaltıyla şımarttılar. ardından da zevk için biraz türk filmi izleyip neşemize bulduk. Babamla yarışırcasına bir sonraki replik tahminlerimizi sıralayıp, bu yarışta fevkalade başarılı olduk. sonrasında müzik dinledim keyf yaptım,yattım kalktım kısacası İstanbulda hasret kaldığım her türlü tembelliğin dibine vurdum. Tatil diye buna derim ben. Garfield gibi yedim yattım değmeyin keyfime dostlar darısı herkesin başına diyorum :))))

30 Mayıs 2009 Cumartesi


Yaz bitti yine mevsim sonbahar

Kim bekler kim çeker bu kadar

Sofrandaki kırıntılar kadar

Bile mi olamadım


Allah'ın varsa

Bu akşam adres defterinde

S harfinin olduğu yerde

Bulup ya çiz ya yak adımı

Ya da sessizlik koy yerine

Allah'ın varsa

Vicdansız


Rüyama , şarkıma , şiirime girdin

Sanki kendi bahçelerin misali, arsız

Be vefasızSana martılar getirdim

Kanatlarım var beyaz

Ama acımıyor yüreğim


Elde sazlar, sarı yazlar, oğlanlar, kızlar

Yudumlanır salkım gölgelerinde

Nağmeler, nazlar

Şahit yıldızlar

'Doğur' dedin bana

'Kurabiye gibi çocuklar'


Gittiğin o gece ardından

İki kadın uyanıp ağlayacak

Biri annen diğeri ben

Benim biraz ahım kalacak

Allah'ın varsa

Vicdansız


Rüyama , şarkıma , şiirime girdin

Sanki kendi bahçelerin misali, arsız

Be vefasızSana martılar getirdim

Kanatlarım var beyaz

Ama acımıyor yüreğim


Elde sazlar, sarı yazlar, oğlanlar, kızlar

Yudumlanır salkım gölgelerinde

Nağmeler, nazlarŞahit yıldızlar

Oğlanlar , kızlar

Yudumlanır salkım gölgelerinde

Nağmeler, nazlarŞahit yıldızlar

Oğlanlar , kızlar

Yudumlanır salkım gölgelerinde

Nağmeler, nazlar

Şahit yıldızlar


Söz : Sezen Aksu - Pakize Barışta

Müzik : Goran Bregovic
Akşam vakti hüzünlendiğimimde veyahut yalnızca kendimi dinleme ihtiyacındayken yoldaş olur bana Sezen , farklı bir dokunuşu vardır onun, içinize işler adeta...
kelimeler canlanırda bir festival havasında şen olurlar onunlayken, hisleriniz şaha kalkar da kim bu içimdeki şair die şaşakalırsınız.
Zaman akıp giderken hiç tanımaz yüreğim hayatı, küçücük hissederken kendimi O tutar omuzlarımdan, kaldırır beni.... vazgeçmek yok diye öğütler verir. Kendi de bilmezken; dayanağım olur işte öyle, vazgeçilmezlerimdendir O. Kendi küçük fikri büyük bu insan. sanki büyüdüğümü görürde tökezlediğimde düşmenin ne kadar güzel olduğunu anlatır. Taşa küsmenin anlamsızlığını, ağlamanın utanılacak bir şey olmadığını, ümitlerin bizden daha çabuk yaşlanacağını ve yalan söylemenin ne kadar da kolay olduğunu fısıldar kulağıma , yalanı gördüğümde tanımamı söyler hiç şüphesiz, bu yüzdendir her sıkıştığımda onun sesine sığanmam. Mutlaka bir iz bırakacaktır anılarım ben de hatırlamaktan korkmayacağım zamanlar da unutmanın da mümkün olduğunu hatırlarım işte böyle yine yeni bir yalanla tanıştığım bu günde elimde kocaman bir kaybediş varken... hiç üşümediğim halde titrerken düşünememek için isyan etsemde peşimi bırakmayan ısrarcı anılardan kurtulmak için, iyileşmek için yani yine sezenleyim anlayacağım...