
30 Mayıs 2009 Cumartesi

24 Mayıs 2009 Pazar

23 Mayıs 2009 Cumartesi


21 Mayıs 2009 Perşembe

Bu gün çok eğlenceli ve bol bol dinlendiğim bir gün geçirdim, ben ve arkadaşlarım bu günün müthiş havasını değerlendirip kendimizi Fenerbahçe Parkı'nda bulduk. Ders var mıydı? vardı. Biz derse girmek istiyor muyduk? istiyorduk şüphesiz, ama (hep bir ama vardır zaten ) gelin görün ki şartlar izin vermedi.
Efendim; günümü baştan anlatayım büyük bir hevesle, en sevdiğim derslerden birine gitmek için sabahın köründe kalkıp, hazırlanıp durağa gitmiştim, durakta bir boşluk, gariplik seziliyor ama otobüsü kaçırma riskini göze alamayan ben birini bulupta Allah rızası için bir söle bu durakta ne gariplik var diye soramamıştım. Nitekinm on beş dakika bekledikten sonra birisi biriken kalabalığa acıdı da gelip bir açıklama yapma ihtiyacı hissetti. Meğer biz yarım saaattir boşuna bekliyormuşuz ( yarım saat bekleyenlerde varmış ben halime şükrettim ) duraklar öbür tarafa taşınmış. yalnız şunu belirtmek isterim bütün otobüsler değil hala oradan kalkan otobüsler olduğu için bu ihtimali anlayabilir ama konduramayabilirsiniz. Neyse bizi yarım saattir ses etmeden izleyen görevli amcamız zannediyorum on kez git gel derdinden kurtulmak için bizi birazcık bekletti, bu vesileyle otobüsümüzü kaçırmamızın bana göre ikinci sorumlusudur kendisi. [Birincisi biziz çünkü gidip sormama mallığı yapmışız] Biz İstanbul' lulara sabah sabah ilaç gibi gelen duyuruyu yapan amacamız son bir tavsiye vererek bizi yeni duraklara uğurladı. " sahil yolundan gidin, sahil yolundannnnn daha kısa gidersiniz!... " diye bağırdı arkamızdan sağolsun.
Bizde koştur koştur yeni durağımıza ulaştık otobüs aramaya başladık dört bir yandan. Soruyoruz bilen yok sarı levhada yazıyor diye güzide tavsiyelerinden birini savuruyor bu sefer görevli abimiz. Sarı revhalarda benim durağa giriş yaptığım yerin sonunda ona ulaşmak için 20 otobüs aşmam gerektiği gerçeğiyle burun buruna geldiğim için bir bilene danışmaya karar vermiştim onunda altını çizeyim. Ama kendi işini kendin halledeceksin değilmi bir kez daha anlamış bulunuyorum. dersimi aldım
Efendim uzun uğraşlar sonucu otobüsü buldum ve kendi saatimdeki otobüsü kaçırdığımı şiddetle farkettim. Ama hayatımda karşılaşabileceğim en kafa şoför amcayla tanıştığımı o anda farkettim.Ben yakınmanın faydasız olduğunu , artık olanın olduğunu, kaybedilen zamanın geri gelmeyeceğini, şimdi bağırıp çağırmanın anlamsız olduğunu düşünerek, kendimi sakinleştirmeye çalışırken arkamdaki teyzelerim çoktan coşmuştu bile :) şoför amca da geri kalmıyordu hani vatandaşa eziyet haklısınız valla şeklinde.... Bu garip kalabalığın enterasan konuşmaları bana derdimi unutturmuş hafiften eğlenmeye bile başlamıştım aslında. derken bir tane çocukta katıldı bu garip güruha ve ilk sözü " abi bu nedir gel git gel git". bu zavallı delikanlıyada bilgisiz görevliler duraklar arası mekik dokutmuşlar. bizim otobüsümüzde yolcu şoför dayanışması sürerken dışarda iş çığırından çıkmış hanımteyzeler görevlilerin yakasına yapışacak raddeye gelmişlerdi. Bizde artık gitme vaktidir deyip yola koyulduk ve inanamadım sayın seyirciler. Şoför Amca uçuyor. Düşüncelerim sorulduğunda dersime geç kaldığımı, önemli bir ders olduğunu, şimdi ne yapacağımı bilmediğimi bütün ciciliğimle ifade ettiğim için, benim halime acıyan amcam bizi gideceğimiz yere vaktinde ulaştırmayı bir görev bildi ve başardı tebrik ederim işte sorumluluk sahibi bir İETT Şoförü Profili ....
Derse yetişmeme rağmen (5 dakika gecikmeli olarak da olsa müthiş başarı ) derste olamayışımın sebebi ise okulumuzdaki güzide hocalarımızdan birinin dersi olmasıydı. Efendim Hocamız sağolsun giriş vaktini kendi giriş saati olarak belirliyor hakkıdırda bende hocadan sonra girilmesini gerçekten onaylamıyorum ama bu Hoca hiç bir şekilde bahane kabul etmiyor. Bahane söz konusu olmasa dahi. Şimdi soruyorum benim durumun bir bahane mi ?Değil . Ama Hocamızın beni dersten kovma ihtimalini ( o kovulma şeklini sınıftakiler bilir) göze alamayan ben bunun teşebbüsünde bile bulunamayarak dersteki arkadaşlarımın çıkmasını bekledim . Sonrada arkadaşa doğum günü hediyesi almaya kadıköye gelen beş arkadaş olaraktan fenerbahçe parkına gitme konusunda birbirimizin aklını çeldik. :)))
Tek kelimeyle dinlendim diyebilirim.Işık saçlarıma vurur, ben denizin şarkısını dinlerim, güneş iliğimi kemiğimi tam anlamıyla ısıtır, bir de buna klasik arkadaş geyiği eklenirse, uzanmışsan, karnında toksa değme keyfine insanın. Böyle zamnlarda kurulur bağlar, dostluklar böyle keyifli zamanlarda sıkılaşırki kötü gün geldiğinde sağlam dursun, kopup gitmesin. birbirimiz hakkıında öğrendiğimiz ufak şeyler, aslında parçaları birleştiren küçük ama önemli ayrıntılardır.Bu gün; onlardan birine daha sahip olduk galiba.... dediğim gibi çok keyifliydi , ayrılmak zordu, en kısa sürede tekrarlamaya sözleşerek biraz buruk ama aşırı huzurlu ayrıldık Fenerbahçe'den.
Son söz: GİDİN, GÖRÜN, EĞLENİN, tecrübeyle sınanmıştır, tavsiye edilir.
20 Mayıs 2009 Çarşamba

18 Mayıs 2009 Pazartesi
MARMARA COMMUNİTY
Marmara Üniversitesi'nde düzenlenen T&T 09 organizasyonuna katıldım bu ay. İstanbul' da olmama rağmen konaklamalı olarak katılmak için tutturdum nitekim seçildim de. geçen yıl ilki düzenlenmişti ve ben kaçırdığım için baya üzülmüştüm neyseki bu sene de muhteşemdi. programımız çok yoğun olduğu için biraz yorgun düştük ama inanın değdi.
Bir kere organizasyon ekibi suratlarına yerleştirdikleri o gülümsemeden hiç vazgeçmediler. Zor zanaat valla taktir ettim. herkesin sorularına içtenlikle cevap verip ellerinden geldiğince yardımcı olmaya çalıştılar. Konuklarda oldukça iyi seçilmişti. eğlenceli sunumları vardı aslında. konu itibariylede böyle bir memnuniyet kaçınılmazdı sanırım.
Ben en çok reklamcılıkla ilgilendim,gelen konukların rahatlığı ve eğlenceli sunumlarında; ,gerek kendi hayatlarından gerek başkalarınınkinden verdikleri örnekler merakımı cezbetti , düşündürdü.
Onun dıişında girişimcilik konusunda bizim yaşımıza çok yakın genç arkadaşların olması daha bir düşündürdü aslında...cesaretlerini toplamış ne istediklerinden emin olup işe koyulmuşlardı. aramızda kürsüdeki arkadaşlarla akran olan katılımcılar da vardı. aslında bu çok çarpıcı bir örnek.
Hafızama pek çok isim kazındı, bize deneyimlerini, çalışmalarını anlatanlar arasında oldukça renkli insanlar vardı Salih Güngör,Turgay Aksoyer,Kübra Sö nmez, Özgür Doğan, Aytaç Erenler ... bunlardan yalnızca bir kaçı aslında.
Marmara Üniversitesi'nin gözalıcı salonlarında gerçekleştirilen oturumların ardından akşam eğlencelerin ayrı bir yeri var tabiki. Krizden herkez gibi etkilendiklerini tahmin ettiğim T&T ekibini bir kez daha böyle bir organizasyonun mimarları oldukları için kutlarım. Yemeklerin çok tesadüfi bir şekilde aynı olması ve çıkışlarda imza kuyruklarından başka olumsuz bir eleştirim yok bir daha ki seneye T&T ekibinde organizatör olarak katılmaya karar verdim. Marmara' nın bu etkinliğini yaşamayanlara akıllarını başlarına devşirip katılmayı unutmamalarını tavsiye ederim çünkü bu her bölümden öğrenci kabul eden büyük çapta ulusal bir öğrenci platformu niteliğinde bir organizasyondur.
Tabiki Neşeli Günler Kumpanyasıyla birlikte eğlendiğimiz gece favorimdi bununda altını çizeyim. :)


- Zorunluluk olmadıkça hastalığın bulunduğu ülkelere seyahat edilmemeli, seyahat zorunlu ise kişisel korunma önlemleri alınmalı.
- Son 7 gün içinde yurtdışından gelen ve 38 derece üzerinde ateş, boğaz ağrısı olanların doktora müracaat etmesi gerekiyor
- Genel, kişisel korunma önlemlerine özen gösterilmeli
- Su ve sabunla ellerin iyice köpürtülerek sık sık yıkanması, öksürme ve hapşırma sırasında ağzın tek kullanımlık mendille kapatılması gerekiyor "
DSÖ'ye göre, gribin ortaya çıktığı Meksika'da, 66 kişinin öldüğü hastalığa yakalananların sayısı 2,895. ABD'de ise 4 ölüm dahil kesinleşmiş vaka sayısı 4,714.
Kanada'da H1N1 virüsünden bir kişi öldü, 496 kişi hastalandı. Kosta Rika'da bir kişi öldü, 9 kişi virüs kaptı. İspanya'da 100, İngiltere'de 78, Panama'da ise 43 kesinleşmiş vaka bulunuyor.
17 Mayıs 2009 Pazar


Eurovision 1.si Norveç
Norveç'i temsil eden Alexander_Rybak Eurovision 2009 birincisi oldu. " Fairytale ( Peri Masalı ) isimli şarkıyla yarışmaya katılan Alexander bence oldukça sempatikti. yalnız şarkıyı söylerken neden kendini o kadar kastığını ve robot gibi haraketler yaptığını anlayamadım. Zannediyorum keman çalmasından kaynaklandı o mekanik hareketlerin sesine yansımamıl olması güzel :)))
Not: Şarkıyı kendim çevirmeye çalıştım hatalı olabilir. Hatalar için üzgünüm

Kendi çektiğim bir fotoğraftır. Gün batarken...
İSTANBUL
Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünür düşünürüm İstanbul
Binbir direkli Halicinde akşamlar
Adalarında bahar Süleymaniyende güneş
Hey sen ne güzelsin kavgamızın şehri İstanbul
Boşuna çekilmedi bunca acılar
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle meydanlarınla
Bekle bizi İstanbul
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyun koyuna yatan çocuklarınla bekle
Bekle zafer şarkılarıyla geçişimizi İstanbul
Haramilerin saltanatını yıkacağız
Bekle o günler gelsin gelsin İstanbul
Sen bize layıksın biz de sana İstanbul
Boşuna çekilmedi bunca acılar
Büyük ve sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle meydanlarınla
Bekle bizi İstanbul...
İstanbul'la hayatlarının bir döneminde tanışmış her insan kendini şanslı saymalıdır. Öylesine farklıdır ki maske takmışçasına silüetini gizler, herkes kendi kahramanını yaratır onda.Bir sanatçı titizliğiyle kendi İsabelle' mizi yaratmamızı bekler belkide... (özgürlük anıtına modellik yapan Isabell Eugenie Boyer). düşlerimize ortaktır o, hayatımızın resmine bir fırça darbesini atmamız için taşvik eder bizi daima.kırmızı mı yoksa mavi mi boyayacaksın dünyanı? sen karar veririsin ancak , şüpesiz ki yalnızca şahitlik etmekle kalmayacaktır bu koca şehir. Çünkü o müdahil olmayı sever...
Okullu olma hayaliyle geldiğim zaman kesişti yolum İstanbul'umla. Hani derler ya İstanbul bir tutkudur diye... Anlamazdım daha önceleri. Benim daha iddialı bir kannatim var artık; Bence İstanbul " Aşktır " Yoksa nasıl açıklarım aynı anda hem nefret ederken hemde ayrılamamcasına sevmeyi bu kenti? Adına şiirler yazılmış, türküler okunmuş, hayallerini süslemiş pek çok insanın. Bende burada yaşıyorum sevdiğimde, zamanında Fatih' te yaşamış burada, ayakkabı ustası Salih Amcada deme fırsatı veriyor insana . İşte bu yüzden İstanbul yalnız benim ve yine bu yüzden İstanbul ona gönül veren herkesin...
Kaprisli bir sevgili gibidir bu şehir; her zaman şımartılmak ister. onunlayken acı çekersin, belki çok seversin, oda seni kendisi gibi sever, anlayamazsın. bırakıp gidersen unutamazsın. unutulmamaktır amacı zaten, mutlak kazananın karşısında daima mağlup olmak nasılda aciz hissettirir kendini insana. bencildir İstanbul ama vermeden de almamıştır hiç bir zaman peki ona tutsak olmak bile bile kaybetmek midir? Ben daha gelmeden vurulmuştum ona, hep güzel yanlarını görmeyi adet haline getirmiştim. herkese her şeye karşı savunurdum onu.Boğaza, Balata, Beykoza ayrı hayrandım. Yedi tepeli bu şehirde yaşamaya başlayınca da değişmedi bu sevda Erguvanlar benim için açmaya, dalgalar benim için çoşmaya başladı sanki...
Kendi resmimi yapmaya başladım işte o vakit; yalnızca maviler, yeşiller yok bu tabloda Siyahlarda var şüphesiz, ama ben hepsini sevmeyi öğrendim. dostlarımın dediği gibi kasırgaları fotoğraflamayı hala seviyorum buna birde farklı hayatların hikayesinin eklenmesinde bence hiç bir sakınca yok. Dedim ya önceleri yalnızca ben varken şimdi farklı müzikler eklendi hayatıma. önceleri yalnızca kendi anılarımı yaşarken şimdi başkalarının anlattıklarına da açık kulaklarım. motorları maviliklere sürme özlemim var bir de şiir yazma hevesi edindim şimdi. Çamlıcadan İstanbul'u seyredip şiir yazma dürtüsüne kapılmayacak bir insan düşünemiyorum. Geriye dönüp baktığımda değiştim diyorum ve elime fırçayı bu şehir verdi biliyorum.
Pierre-Narcisse Guerin Turuva Savaşı'nı Dido'ya anlatan ArenaDİDOOOOOOOOOOO




